21 12 2013

Allaha havale ediyorum

Allaha havale ediyorum |  görsel 1

Bir insanı Allaha havale etmek, ona verilebilecek en büyük cezadır. Hem bu dünyada hem de öbür dünyada Allah, aciz ve mazlum kuluna yardım eder zalimden, zorbadan kendine havale eden kulunun hakkını alır. Bu konu inananlar için oldukça önemlidir ve düşmanı şahdamarından yakalamaktır! Yaşasın zalimler, zorbalar, dolandırıcılar, gaspçılar ve hırsızlar için cehennem! ALLAH’A HAVALE ETMEK “Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, artık ona yapılacak bir şey yoktur. Ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapanlara ceza vardır. İşte acıklı azap bunlaradır.” (Şura, 42.) “Bir de, birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin. Halkın mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için, hukuki hilelere başvurmayın.” (Bakara, 2/188) * * * Herkesin hakkından gelemediği birtakım işleri vardır. Bunları yapmak için elinden geleni yapar ama başaramadığı takdirde yapabilecek birilerine veya bir mercie müracaat ederek işinin görülmesini ona havale eder. Özellikle de hayati önem taşıyan işlerde mutlaka bir yerden yardım ister. Mesela bir çocuk, yapmak isteyip de yapamadığı bir iş için anne babasından veya yapabileceğini tahmin ettiği kendinden büyük birinden yardım ister ve bekler. Abisi, ablası veya bir başkası… Hatta yardım etmezlerse anne veya babasına şikâyet eder. Kendinden güçlü birinden dayak yiyip haksızlığa uğrayan biri arkadaşlarıyla bir olup ya birebir öcünü almak ister. Olmazsa karakola gidip hukuki yollardan hakkını almak ve aramak ister. Zulüm gören biri, zalimin şerrinden mutlaka korunmak için bir yere sığınır. Keza, alacaklı biri, alacağını tahsil edemediği takdirde ya kanundan ya da alacaklı olduğu kimseden daha güçlü birinden yardım ister; ona sığınır. Bunların ötesinde ise ne kanundan ne başka birinden yardım almak yerine doğrudan en güçlüye müracaat edip bütün güçleri şahsında toplayan ve herkese sahip olduğu gücü veren yüce Allah’tan yardım isteyen mazlumlar vardır ki, işte onların tek müracaat kaynağı da odur. Bizler de aciz olduğumuz çaresiz kaldığımız konularda ya hukuka gider ya da en güçlü mercie sığınırız. İşte buna da işini “Allah’a havale etmek” denir. Kudreti sonsuz olan Allah Teâlâ ise, kendisine müracaat eden mazlum ve mağdur bir kulunu asla yardımsız bırakmaz. Kendisine sığınan mazlum ve mağdur kuluna er-geç bir şekilde yardım eder ve onun âhını yerde bırakmaz; zalimden hakkını alır. Bir konuda yardım edemeyenlerin dört nedeni olabilir: 1. Müracaat edilen ya güçsüzdür, hak almaya gücü yetmez o yüzden yardım edemez. 2. Duyarsızlık veya ilgisizlikten dolayı “ne diye başkaları için başımı belaya sokacağım” diye ilgisiz kalıp yardım etmek istemez. 3. Korku veya çıkarcılık sebebiyle yardım edemez. Bu şu demektir: Bir kimse ya karşı taraftan korkar veya yardım için müracaat eden kişiden bir çıkar temin etmek ister, bu yüzden yardım etmez. 4. İnanmadığı için yardım etmez. Kim haklı kim haksız bilemeyen ve bunu araştırmaya da gücü yetmeyen yardım etmez. Bu kurallar ise Allah için asla söz konusu değildir. Çünkü bütün mahlûkatı yaratan Allah’tır ve herkese her şeye gücü yeter. Çünkü zaten her şeye güç-kuvvet veren odur. Yüce Allah’ın ne korkacağı biri vardır, ne de birinden beklediği bir menfaat… Herkese her şeyi veren o olduğu için bu tür zaaflardan ve acizlikten münezzehtir. Haklı-haksız veya zalim-mazlum ayrımı konusunda Allah’tan daha hassas kimse yoktur ve olamaz. Çünkü O, geçmişi ve geleceği sonsuz ve sınırsız ilmiyle bilir. Kim haklı, kim haksız kolayca ayırt eder ve haklıya, mazluma yardım eder. Bu nedenle işini Allaha havale eden, sağlam yere havale etmiş ve işi temelinden halletmeyi düşünüp garantiye almıştır. Yeter ki haklı olsun, hakkını mutlaka alır. Çünkü “kul hakkı”, Allah tarafından bağışlanmayan, kullar arasında halledilmesi gereken büyük günahlardan biridir. Bu nedenle Mutlak Adalet sahibi olan yüce Allah’ın zalimi affedip mazlumu ezmesi veya ezdirmesi asla söz konusu değildir. Bir hadisi şerifte, “Mazlumun bedduasından sakının! Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” Buyrulmaktadır. Bu demektir ki, zulüm ve haksızlığa uğrayan kişiyle kendisine zulüm ve haksızlığı haram kılan, şefkat ve merhameti yazan ve mutlak adalet sahibi olan yüce Allah bizzat ilgilenmektedir. “Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Müslüman elinden ve dilinden Müslümanların selamet buldukları kişidir. Mü’min ise insanların canları ve malları hususunda güvendikleri kişidir.” (Müslim, İman: 14; Buhârî, İman: 3) Bu hadis-i şerifin açık anlamına göre, bilerek üzerine kul hakkı alan hırsız, katil, dolandırıcı, gaspçı ve kısaca kendisinden zarar görülen kimseler, Müslüman da değillerdir, Mümin de... Bu tür kimseler boşuna “biz de Müslüman’ız” diye havalara girmesin ve kendisini de boş yere "Müslümanım elhamdülillah" diye aldatmasın! Bir hadisi şerifte de "Aldatan bizden değildir" buyrularak, alemşümul bir ifade ile insan, hayvan, müslim veya gayrı müslim hiçbir kimseyi, hiçbir varlığı aldatmanın caiz olmadığı ifade edilirken, başka bir rivayette "bizi aldatan bizden değildir" buyrularak daire daraltılıyor ve bir Müslümanı, hiçbir mazeretle, hiçbir şekilde aldatmanın caiz olmadığı vurgulanmaktadır. Böyle yaptığı halde kendisini Müslüman sanan kimseler, gerçekten Müslüman olmak istiyorlarsa, önce üzerindeki hakları ödesin ve başkalarına zarar vermekten vazgeçsin! "Bir kimsenin hakkını alan kimse, ölmeden önce onunla helalleşsin. Paranın, malın geçmeyeceği kıyamet gününe üzerinde kul hakkı bulunarak gitmesin.” (Buhari, Rikak: 48) Affetmek büyüklük ise de kimse zalimi ve hakkını yiyeni affetmeye zorlanamaz. O halde herkes kendisinin halledemediği bir işi için Cenabı-ı Hakkı vekil tayin edip işini ona havale etmek veya etmemek hakkına sahiptir. Çok zulüm ve haksızlığa uğramış bir kimse olarak şahsen ben, kıyamet gününde lazım olacağı için kasıtlı olarak bana zulmedenlere hakkımı helal etmiyor ve onları kudreti sonsuz olan Rabbime havale ediyorum. Ondan hakkımı almasını talep ediyorum...

128
0
0
Yorum Yaz