02 09 2012

Kitap Kapağı

Kitap Kapağı |  görsel 1
Kitap Kapağı |  görsel 2

Kitap Kapağı Devamı

11 07 2012

‘Sisle Gelen Yolcu’-Jean-Christophe Grangé

‘Sisle Gelen Yolcu’-Jean-Christophe Grangé |  görsel 1
‘Sisle Gelen Yolcu’-Jean-Christophe Grangé |  görsel 2

Jean-Christophe Grangé, insan vücudunu değiştirmek için tıbbın yapabileceği her şeyi keşfetmiş, hatta kurbanın vücudunu ‘katilin delilik coğrafyası’ ilan etmişti. Yeni romanı ‘Sisle Gelen Yolcu’da ise insanın beynini ele almış. SEVİN OKYAY’ın Sisle Gelen Yolcu incelemesi…   Zor bir akşamın ardından ancak saat üç buçukta uyuyabilen nöbetçi psikiyatr Mathias Freire, yarım saat sonra bir telefonla uyandırılır. Saint-Jean Garı’nda bir adam yakalanmıştır, nöbetçi bir hekim, hafızasını kaybetmiş olan bu adamı ona, onun çalıştığı hastaneye yolladığını söyler: Neredeyse iki metre boyunda, kovboy şapkalı, ismi dahil hiçbir şey hatırlamayan bir adam. Elindeki plastik torbada resmi evraklar vardır. Jean-Christophe Grangé’nin yeni kitabı ‘Sisle Gelen Yolcu’ böyle başlıyor ve bir anda derin bir esrarın içine dalıyor. Daha doğrusu, biz esrarın derinliğini, birbirini izleyen gelişmelerle öğreniyoruz. Farklı karakterler (Mathias Freire, Victor Janusz, Narcisse, Nono, Kubiela), farklı şehirler (Bordeaux, Marsilya, Nice, Paris) ve birbirini izleyen mitolojik cinayetler: Minotauros, İkaros, Uranos, Kronos. Hepsi bir baba-oğul çatışması üzerine, babasının beklentilerini karşılamayan oğullar üzerine kurulu cinayetler ve hepsinin faili olan Olimpos katili… Öyle mi gerçekten? Yoksa gerçek katil polisin peşinde olduğu Mathias Freire mi? ‘Sisle Gelen Yolcu’yu uzun uzun anlatmak, yazara da, okurlara da haksızlık etmek olur. Her zaman parlak fikirlere sahip olan Grangé, burada da gene parlak ama uçuk bir fikir peşinde. Matruşka sözüyle tanımlanacak bir esrarı var. Ancak bu esrar hakkında bir fikir edinmek için epeyce okumak gerekiyor. Kimsenin şikâyetçi olacağını da sanmam. Fransız yazar, hikâyes... Devamı

29 05 2012

Fatih Sultan Mehmet ile Valide Sultan

ANLATICI : Yıl 1453. Aylardan Mayıs. Osmanlı ordusu Bizans kapılarına dayanmış. Fonda top ve allah allah sesleri duyulur. ANLATICI : Fakat fetih işi zora saplanmış. İstanbul'un fethinde sorunlar yaşanıyor. Fatih Sultan Mehmet havlu mu atıyor ne? Allahtan Valide Sultan dişli bir dişi. Her güçlü erkeğin arkasında dişli bir dişi vardır. İnanmayan tarihe baksın. Tarihte devam mecburiyeti ve seçmeli dersler vardır. Temize çekerken olayları ak sakallı tarihçiler, unutmuşlar kadınları yazmayı. Oysa her vaka-i hayriyede Hayriye gibi bir kadın vardır. Anlatıcı çıkar... Sahnede bir taht vardır. Fatih bağıra çağıra girer, Valide Sultan da peşindedir. FATİH : Fethetmiyorum ulan fethetmiyorum. İstanbul'u artık hiç fethetmiyorum. Israr etme Valide, fethetmiyorum. VALİDE : Aman devletli evladım, streslere gark olmayasuz. İstanbul'u fethetmeye mecbursun. Bu hususta muvaffak olamazsan koca Osmanlı'da herkes karalar bağlayacak. O kadar siyah elbiseyi nereden bulacağız. Sevgili yavrum, bizi Neslihan Yargıcı'ya mahkum etmeyiniz. Çok kazıkçı diyorlar. FATİH : Mahfoldum Valide, ne gecem kaldı, ne gündüzüm. Pazar günleri bile açığım. Yirmi bir yaşındayım ben Valide, millet boğazda rakı içecek diye kendimi çar çur edemem. Bu ne yaman çelişki Valide. VALİDE : Aman Padişahım. Mehmedim, ikinci Mehmedim. Kapris yapmayasuz. Siz şol İstanbul'a artist olmak için gelmediniz. Siz bu fethi eylemezseniz ikinci köprüye kimin adı verilecek. FATİH : Yok ya? Koskoca İstanbul'u şeyimizden ter atarak fethedeceğiz, ondan sonra içine edecekler. Yok öyle yağma. VALİDE : Nereden bilirsin evladım içine edileceğini. FATİH : Ben mallarımı tanırım Valide. Aha, şuraya yazıyorum. Şu Haliç var ya Haliç, önce orayı maffedecekler. Biri diyecek Haliç "benim gözü... Devamı